gün döndü
Gün dönünce bütün yolcular ve bütün hancılar aynı yerde buluşurlar, artık yollar ve yolculuklar ve handa bekleme telaşı gereksizdir.
Gün dönünce, geceden sonraysa ve bir sonraki günden önce, arafa meğil edince katıksızlaşınca yürek....
Artık sözün ve göz yaşının bittiği yerde durur insan olur bütün yaratılanlar...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantışeytana rağmen...
şeytana rağmen yükseldi adam... gözleri şeytana takıla takıla... alt tarafı bir elma deyip durdukları adamı erdirebilir de yükselte bilir de... pis pis sırıttı siluete gizlenen şeytan... şimdi tam yerinden vurdum kalbini... vicdan denilen şey artık çalışmaz... kendine geldidiğinde çoktan elmayı yemiş olacaksın... ya da aşkı tatmış... şeytana rağmen yükseldi adam... eli eline deymesine rağmen suları yerdeğiştirmedi... sahi aşk denilen duygunun nesnesi şeytana rağmen katıksız sevgisi olabilir miydi... kafası karıştı şeytanın... hani doğru yoldaydı... şeytana rağmen kazandı aşk yeniden... üstelik bir anlık nefse rağmen... kazandı adam... kızdı şeytan.... sırıttı tanrı... ürediler...
böyle bir çokluk içinden gelen yokluktu aslında aşk... ne yüklersen o idi alt tarafı... ama kazanmaya mahkumdu aşk... kaybedeni oynasa bile... kazandı hep aşk...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı“Şarap adamı çarpar; çünkü fena kırmızıdır.”
“Son vapur ayrılır limandan. Sen hala bekliyorsun elinde bir demet çiçekle… Gözlerinin buğusunda kaybolmuş, düşlerinin katığı… Bir yürek dolusu sevgi başınla uğurladığın... Kafanı inletip duran mantığının sesi bastırmaya çalışsa da yüreğinin çığlıklarını, vapurun düdüğü tekrar dolduruyor gözlerini…
Bekleyip de varamadığın, isteyip de alamadığın bir kadının gözlerinin içindeki tebessüm…
Şimdi yüzündeki cenaze arabası görmüş çocuğun korkusundan, sızısından öte değil. Gözünün etrafındaki o nem ne haşarı kum tanesinden, ne de vapurun ardında bıraktığı esintiden…
Elindeki buketin ağır ağır yere düşmesi, çiçeklerin fizik kurallarına uyma zorunluluğuyla bir yukarı ivmelenip yere çarpıp dağılması…
Kafanın karışıklığı arasında, yerdeki çiçekleri çiğneyip geçerken, içine sinen nikotin sessizliğin o çığlıklı ezgisiyle yankılanıyor kalbin : ‘GELMEYECEK…’”
Her sabah masayı toplarım erkenden. Bilirim gerçi hiçbir yolcu eğer ayrılacağı gün değilse erken kalıp inmez kahvaltıya. Her sabah ayrı bir aşkın, ayrılığın, mutsuzluğun yazısını toplarım ben akşam şarap içilen masalardan. Sabahın güzelliğini yolcuların çoğu keşfetmemiştir henüz. Ne de olsa sabahın erken saatleri sadece yola çıkma vaktidir onlar için. Sabah mesaileri yoktur onların veya sabah gaileleri… Geçim sıkıntısı yerleşik düzenin can sıkıntısıdır.
Aşk benzemez ama geçim sıkıntısına veya kaçmak kendinden… Kendini affedememek, kendinden kaçmak da öyle... Beklemek veya bekleyememek de keza…
Yolcunun derdi daha çok kendisidir, kendinedir yaptıkları ve yapmadıkları. Bunca yıldır tanıdığım hiçbir yolcunun kendiyle barışık olduğunu görmedim.
Gerçi hanım karanlıktır, dehlizlerim geniştir, kolaylıkla ağırlayabiliyorum onlarca kişiyi… İstisna, mutlaka olmuştur, şimdi hatırlamadığım onlarca insan arasında dünyayı değiştirmeye yolan çıkanların sayısı küçümsenmeyecek kadardır belki (en azından ilk sefer gelenler için). Zaman nasıl değiştiriyorsa onları, yollar nasıl eskisi gibi taşlı ve bayır yukarı değilse yeni gezginleri hikâyelerinde, onların derdi de artık başkaları olmuyor. Kendileri kahraman, kendileri kaybeden…
Yukarıdaki hikâyeyi unutansa masanın üstünde DON JUAN olma ümidiyle yola çıkan bir ROMEO. Bunca zamanın ardından arkasından kalan artık ne sevgilinin gidişi, ne aşkı, ne de sahil kasabasının tatlı meltemi. Açık denizlerde kendini bulma umudunun, “Sevgiliyi şehir hatları vapuruna uğurladım, artık kendimi yolları vurmalıyım…” izdüşümü.
Hayat bütün yolcularının bir başlangıcı, bir itici gücün önünde savruluşunu öğrettiği gibi, bir yolcunun başlangıcı yoksa kendine başlangıç hikâyeleri yarattığını da öğretti…
Okudum, sevdim, güldüm, geçemedim, akşam dilinin altındaki, yolunun ucundakileri öğrenmek için kırmızı şaraba davet ettim…
Eskilerden bir yolcunun dediği gibi: “Şarap adamı çarpar; çünkü fena kırmızıdır.”
Başlarken....
Yolcu etmekten yolcu olmaya fırsat bulamayanların hikâyesi bu. Ne kadar kolay geldi bu şekilde kurunca cümleyi. Başkası üzerinden kendini anlatmak psikolojik bir yöntemdir kesin veya anketlerde ne istediğini söylemeye direnen potansiyel alıcıların aslında ne istediklerini anlama yöntemi…
Aslında benim hikâyem bu başından sonuna. Eğrisi çok doğrusu sadece oto sansüre gebe… Böylesi cümleler kurunca da ağır geliyor kaldırmıyor bünye, sanki başından sonuna suçlu benmişim her şeyi suç işlemek için yapmışım sonunda pişman olup itiraf ediyor muşum gibi geliyor kulağa…
Ne ilki ne de ikincisi buradan hareketle yapmak istediğim, bir yere gitmek ya da gitmemek kaygısıyla kaleme almıyorum ki bütün bunları. Benimkisi biraz eğlenmek, biraz rutin dışına çıkabilmek, biraz da kendimi ifade etme kaygısı. Yoksa bu macera ne olmadık itiraflara ne de bilinmeyen devlet sırlarını açıklamaya gebe.
İlk baştan pazarlama stratejilerinin tamamını baltalamakta yarar görüyorum. Yeri geldiğinde sıkıcı, geriye dönüp baktığımda yırtıcı ve hatta bir çoklarına göre önemsiz olacak bir bütünün başında sadece kelama nerden başlayacağımı bilmemenin sıkıntısı bunca laf kalabalığı. Yoksa çoktan başlamıştım sene 1900 küsur ve ben de şarkın garbında fiili tarihin tam da şu hezeyanından geçiyorum gibi beylik cümleler sarf etmeye…
Artık ciddiyetimizi kurup han hikayelerine başlamanın ve ne kadar sıkıcı ve bunaltıcı bir hikayenin eşiğinde olduğunuzu hatırlatmadı demenizin ve hatta bu kitap için ödediğiniz parayı geri istemenizin çok geç olduğunu hatırlatır, bundan sonrası için fazlaca araya girmemem gerektiğinin bilinciyle hikayeye geçerim.
Yolcu etmekten yolcu olmaya niyet edemeyen bir adamın hikayesi bu. Durağanlığı ezelden beri seven ağır kanlı Salih’in hikayesi. Gün içinde milyonlarcasını gördüğümüz sıradan adam Salih’in, helal süt emmişlerin, iyi adam bu denilen tiplerin sesiz hikayesi bu. Bekleyişlerin, kendi olamamış, insanlara kendini fazla fazla sunmuşların hikayesi. Bir yerinden benim, bir yerinden senin hikayen Salih’in hikayesi…
Statükocuların hayatlarını nasıl ne kadar heder edeceklerini göreceğiz bakalım...